“çocuk gibi bir herifim…”

bir dünya tasavvuru var onun; keskin kuralları ve çabuk tatmin olmaz bir beğenisi var. kapılarını az kişiye açıyor, açtı mı da söze gerek kalmadan anlaşılmayı ve de anlamayı bekliyor. ‘rock star’ tanımının hakkını veren teoman’la babylon konserinin ardından alaçatı sokaklarında… berin yavuzlar fotoğraflar: jamtul

bodrum, 1993. her gece dört sularında siyah uzun saçları sırtına dökülen genç bir adam geliyor beyaz ev’e. içeri adım attığı gibi kendisine uzatılan mikrofonu alıyor ve rolling stones’un satisfaction’ını söylüyor olanca gücüyle. daha o zamanlar yorumuyla dikkat çekiyor, yoldan geçenler kafalarını uzatıyor barın açık kapısından sesin sahibini görmek için. aslında genç adam her akşam dokuz, on gibi beyaz ev’de çaldıktan sonra kendini bodrum sokaklarına atıyor; geziyor, geziyor, sonra geri dönüyor, arkadaşlarının yanında alıyor soluğu. aynı adam bundan tam dört yıl sonra ilk albümünün kapağında arzı endam ediyor. saçlarını kestirmiş, yüzünde çok daha olgun bir ifade, kariyerinin en naif albümünü yapıyor. ardından sekiz albüm, birkaç film ve senaryo ve sayısız şarkı sözü geliyor ki biz onlara diyelim şiir.

alaçatı, 2007. geçen yılların izi beyazlar düşmüş saçlarına her daim genç adamın. artık ne o eski dostlar var ne uzun bodrum geceleri. “çok sevdiğim insanlar attılar kendilerini boğaz köprüsü’nden veya astılar. var öyle arkadaşlarım ama seçtikleri yola da saygımızın olması gerekiyor. biz çok üzüldük; ‘keşke yapmasalardı’ dedik ama bunu çok yüksek sesle, çok kez söylemek onların seçtikleri şeye ve en azından onlara hakaretmiş gibi geliyor” diyor hepimizin arka cebinde intihar gibi bir şeyin olduğunu hatırlatarak.

yemek yemiyor pek. ancak midesi kazındığı zaman ağzına bir şeyler atmak geliyor aklına. yalnızlığı seviyor. kendini görünmez bir fanusun içine hapsedip kimseleri yaklaştırmıyor, ta ki o isteyene dek. yarınını düşünmüyor, kabullendiği korkularını bir kenara atmış bugünü yaşıyor. topluluk içinde fotoğraf çektirmekten utanıyor ama sahneye adımını attığı an başka biri oluyor, kendi deyişiyle evinde o kadar rahat olamıyor. kadınları seviyor, daha çok bedenlerini olsa da (kadınlar da onu seviyor, daha çok adını olsa da.) bir de içkiyi seviyor, daha çok verdiği anlık mutluluğu sevse de. gerisine de aldırmıyor.

tatlı tatlı gülümsüyor zaman zaman. zaman zaman da uzak mı uzak oluyor. ancak bir şekilde ilgisini çekerseniz ya da çok önemli bir mesele varsa sizinle konuşmak için istekli görünüyor. bkz. jamtul’le leica’nın yeni modeli hakkında sohbet veya yine jamtul’un portfolyosundaki erotik kadın çekimleri ve buna bağlı olarak yapılan ‘evde striptiz bar’ konulu özlü tartışmalar.

dolayısıyla yanındayken ister istemez kendi sesinizi duyuyorsunuz. acaba çok mu konuştum? çok mu gülüyorum? cool olmadığımı düşünecek şimdi ya da yeteri kadar akıllı olmadığımı. oysa o bu kadar bile hakkınızda fikir yürütmemiş olabiliyor. hatta kim bilir saatlerce beraber çekim yapmış olsanız dahi adınızı bildiğinden emin olamıyorsunuz. jamtul; “berin’e bak!” dediğinde bakıyor ama berin bir varlık mı yoksa duvar mı, işte o koca bir muamma oluyor beyninizde. çünkü o size hiçbir zaman adınızla hitap etmiyor. yabancısınız ya… hangi hitabı mı kullanıyor? pek hitap kullanmıyor diyelim. yine de sevmeye devam teo’yu; içindeki çocuğu, enerjisini, şarkılarını, şiirlerini, gülüşündeki gerçekliği ve buruşuk gömlek ile ucu kopuk sandalet giymekten çekinmeyen özgür ruhunu.

- her zaman biraz uzak ama aslında yakın bir duruşun var.

ünlüyüm ama aynı zamanda biraz mesafem de var. eskiden daha çok mesafeliydim. kimseye ne kalbimi açardım, ne fikrimi söylerdim. zaten üşenirim de. normal hayatta ben öyle çok alakalı olmuyorum insanlarla.

- kalbini de en çok şarkılarında açıyor olmalısın.
tabii, onun avantajı var. fazla açıldığını saçıldığını hissedersem; ‘aman canım, o şarkı…’ diyecek güzel bir kaçış noktam var.

- ‘ben yazıyorum ama bu benim hayatım değil’ durumu.

diyebilirsin, kaçarsın... zaten tam anlamıyla da öyle olmaz. sanat biraz yalanla doğruyu söylemektir. yalandan söylersin ama doğru çıkar.

- muhtemelen seni konuşmadan da anlayan insanlarla beraber oluyorsundur.

arkadaşlık neredeyse tanımı gereği, beraberce susabilmektir. yan yana oturuyorsun 20 yıllık arkadaşlarınla. beraber olmaktan memnunuz, biraz muhabbet ediyoruz, sonra hiç konuşmadan saatler geçiriyoruz. zorunda değilsin konuşmaya.

-yeni arkadaş edinmek zor olmuyor mu? zaten zor da…

yok ya yeni arkadaş çok kolay edinemiyorum, yani değip geçiyorlar veya teğet geçiyor. tabii ki çok hoş insanlarla tanışmak ama yıllar sonra pek de yer kalmıyor sanki.

- yıllar geçtikçe kapıları açmak zorlaşıyor, değil mi?

bana her şey çok kalabalık geliyor, yani insanlar çok fazla. bunun dönemle de ilgisi var. bana evdeki eşyalarım da basmaya başladı. bir daha seyretmeyeceğime emin olduğum dvd’lerimi arkadaşlarıma verdim. kitaplarıma baktım, okumayacağıma emin olduğum hepsini verdim veya başlayıp beğenmediğim kitaplarımı da veriyorum artık. daha basitleşme taraftarıyım. gitarlarımı sattım, yani markalarını bilmiyordum dokuz on tane vardı. dedim ki yani; ‘gerçekten şöyle iki tane iyi gitarım olsun, bu kalabalıktan kurtulayım.’

- insan kalabalığından nasıl kurtuluyorsun?

insanları da bu şekilde eliyorum, görüşmüyorum.

- dvd’lerde olduğu kadar kararlıysan karşı taraf için çok zor.

telefon meselesinde de öyle, telefonlara bakmıyorum artık. bazen bir iki gün sonra, bazen üç hafta sonra geriye dönüyorum.

- seni de böyle kabul ediyorlar.

yani kabul edenlerle arkadaş olmak lazım.

- yalnızlığı seven birisin. insan yalnız kalınca hep beyni çalışıyor.

ya hayatta en sevdiğim şey düşünmek...

- ama bir de kendini sorgulamak oluyor bunun içinde.

ben kendimle çok uğraşmıyorum.

- belki oradan kurtarıyorsun.

başka şeyler düşünüyorum. bir de şeyim de var; çocuk ruhlu ve tutkulu biriyim. yanlışlıkla bir şey ilgimi çekerse birden bire kendimi bırakıp onunla ilgilenmeye başlıyorum. yani diyelim ki bir kitapta ortadoğu’yla ilgili bir şey okudum. birden bire ortadoğu tarihi ilgimi çekiyorsa o hafta veya o ay onunla ilgili bütün kitapları okuyorum. kendimi falan düşünmüyorum. hatta zevkle gidiyorum, onunla ilgili bütün yayınları takip ediyorum falan, birden bire kesiliyor ama sonra. hiçbirşey hissetmemeye başlıyorum. şeylerde de öyledir, yani albümü yapıyorum, yaptığım anda artık bütün hevesim kaçmış oluyor zaten. yapması çok zevkli zaten onları ama sonrası zor oluyor benim için. bir daha dinlemiyorum, ancak çalacaksam o şarkıları dinliyorum. birden bire başka bir şeye geçiyorum. geçmişte kalan geçmiş oluyor benim için.

- sevgililerden nasıl sıkılınmıyor?

insanlardan tabii ki dönem dönem sıkılıyorsun ama sevgi öyle bir şey ki birden bire bu dvd’lere veya kitaplara yaptığım şeyi yapamıyorum. sevdiğim birini sonsuza dek seviyorum. mesela okul arkadaşlarımı hâlâ çok seviyorum. kaç yıl geçti, 30 yıl...

- yakın zamanda tanıştıklarına kıyasla onları belki daha çok seviyorsundur.

benim yakın arkadaşlarım zaten 20 yıllık. yeni arkadaşlarım dediklerim en az on yıllık.

- kendini sorgulamadığına göre barışıksın mısın kendinle veya derdin mi yok?

barışık falan değilim kendimle, sadece kabullendim nasıl bir insan olduğumu. yani bu yaştan sonra nasıl olsa değişemem.

- biraz da olsa değiştin mi?

değiştim... insan değişiyor, biraz rahatlıyor. hemen hemen hiçbir şeyin çok önemli olmadığını görüyorsun. beni mutlu eden şeyler de sevdiğim arkadaşlarımla, dostlarımla beraber olmak. nasıl olsa hayatın boyunca lükstü, bilmem neydi, öyle bir derdim olmadığı için…

- ne zaman kalbimi açmaya başladın insanlara?

20’li yaşlarımda falan hiç öyle şeyler yapmazdım. zaten insanlarla konuşmazdım. kendimle ilgili hiçbir şey vermemeye çalışmışımdır. bir de insan çok gençken falan daha nasıl birisi olduğunu da bilmiyor. yani olmak istediği kişiyi olduğu kişi de zannedebiliyor. daha yapay davranıyor insanlar o yaşlarda ve onun farkında da değilsin. çok genç ve heyecanlı olduğun için kendini çok zeki zannedersin. dünyanın en büyük aklı sende zannedersin. halbuki ne tecrübe var, ne zekisin, ne kültürel bir şeye sahipsin… orada

insan daha temkinli olmayı istiyor veya olmadığı gibi yansıtıyor kendini. sonra bir bakıyorsunki sen çocukluğunda neysen osun. arada üzerine koyduğun şeyler belki biraz değişiyor ama çok da değil. kendinle barışık olmak değil onun şeyi, çünkü kendinde beğenmediğin şeyler oluyor, bazen senin önüne engel koyuyor. onları halletmek istiyorsun ama çok da fazla değişmeye çalışmıyorsun. böyle geldi, böyle gidecek.

- kırılganlık var mı peki bunun içinde?

beni sadece yakın olduğum insanlar kırabiliyor. yoksa, benim için dünya altı milyar kişi değil, belki altı kişi. kırılmam ben öyle kolay kolay, yani sadece yakınlarım tarafından kırılırım. sevmediğim kişi beni nasıl yaralayacak ki?

- senin üstüne çok geliniyor diye düşünüyorum.

geliyorlar ama başkalarının da üzerine geliyorlar. yani ünlü olunca, bir yerden tutturunca öyle bir şey devam ediyor.

- kendini kısıtlamadığın için belki de sana daha çok saldırıyorlardır.

başkaları kendilerini o kadar iyi kolluyorlar ki… benim her şeyim gözüküyor. onun için de açık hedef oluyorum. medya veya paparazzi tayfası için ben kolay hedefim.

- doğru çünkü hiçbir şeyi gizli saklı yapmıyorsun.

böyle televizyonlara falan çıkmaya utanıyorum ama yapacak pek bir şey yok. eskiden gülüp geçiyordum, şimdi gülüp geçmiyorum, görmezden geliyorum. kendimle ilgili çıkan haberler basın dosyası olarak geliyor. nerdeyse birkaç senedir onlardan bir tanesine bile bakmadım. hiç çekici gelmiyor bana.

- zaten ilgilensen, buna katlanılmaz.

bana insanlar herşeyi fazla önemsiyorlarmış gibi geliyor, yani kariyer dediğin şeyi, ün dediğin şeyi… başkalarının senin hakkında düşündüklerinin ne önemi var ki?

- tabii sen bunları elde etmiş, tatmin olmuş biri olarak konuşuyorsun.

yani ben tamamen böyle olmasam da ben hep buna yakın bir kişilikteyim. sana biraz saldırıyorlar mı dedin?

- evet, üstüne geliyorlar dedim.

çocukken de böyleydi, yani ünsüzken de. uzlaşmacı olmayınca, başkalarının fikirlerine önem vermeyince küstah olmuş oluyorsun. bu aynı zamanda bir tür cesaret olarak görülüyor ve insanın da en sevdiği şey cesaret. güçlü buluyorlar seni ve bunun kıskançlığı oluyor herhalde. düşünüyorum da ben kimsenin yerinde de olmak istemiyorum, kimseyi kıskanmıyorum da. başkalarının başarısından mutlu da olurum, en azından başarısızlıkları beni mutlu etmez. kimsenin, sevmediklerimin bile... bende nefret güdüsü pek gelişmiş değil. bana kötü bir şey yapan insanlardan bile nefret edemiyorum. affediyorsun işte.

- affedebiliyorsun yani?

umursamayınca affetmek kolay. yakınlarını insan zor affediyor. bir de yıllar geçince biraz daha iyi bir insan oluyor insan. çok yargılanıyorsun. hayat zor. herkesin türlü türlü derdi var. bu tutumlarına yansıyor, hareketlerine yansıyor. çok umursamıyorum.

- sevgisini gösteremeyecek biri olduğunu düşünüyordum ama sanırım bir şekilde gösteriyorsun.

benimki gözükür, yani ben böyle vıcık vıcık bir herif değilim, çok dile de getirmem ama orta vadede herkes anlar benim nasıl birisi olduğumu. kısa vadede anlamazlar; daha duygusuz, daha ruhsuz biriymiş gibi gözükürüm ama orta vadede o biliniyor. hakikatlı bir herifimdir yani.

- kırdığın birileri oluyor mu?

yani bile bile yapmam ben ama insanın kendiyle ilgili bir derdi olduğu zaman başkalarını çok kollayamıyor. etrafındakileri kırabiliyorsun. insanların, daha doğrusu arkadaşlarımın benimle ilgili derdi çabuk ulaşılamaz olmam. kişi olarak ulaşılmaz değil de, her an beni bulamazlar. eğer ki ben biraz evvel anlattığım gibi kafayı bir şeye taktıysam artık dünyaya tamamen kapılarımı kapamışımdır. kimse göremez o dünyayı. derdim de o oluyor insan ilişkilerinde, çok sevdiğim insanlarla aylarca görüşemiyor olabiliyorum.

- bu durumda kırılırlar.

kırılırlar ama nasıl olsa beni yakından tanıdıkları için o insanlar... 20 yıllık arkadaşınla, 20 yıl evvelki problemini o kadar yıl sonra dile getirmiyorsun. onu artık kabul etmiş oluyorsun. ben de insanları o şekil kabul ediyorum. yani herkese karşı rolümüz değişiyor. her topluluğa, her kişiye… seninle başka bir ilişki kurarım, bir başkası ile başka. yani tek bir karakterimiz olamıyor. mesela insan ilişkisi kurmak için uzlaşma veya başka bir birleşebileceğim yol gerekiyor.

- peki kadınlarla ilişkin uzun oluyor mu? hakiki sevgili belki anlar o halden.

anlar…

- ama kadınlar ilgi beklerler.

aslında kabul edildim ben şu ana kadar. hatta müteşekkir de olmak lazım. hakikaten de cins bir herifimdir yani. biriyle beraber yaşıyorsundur ama o kişi yani ben kendimden bahsediyorum birden bire uzaylı gibi bir herif olurum. sadece bir şeyle ilgilenen, dünyadaki hiçbir şeyi görmeyen bir herif haline gelebiliyorsun. yani ilgi bekleyen birisi varsa o artık birkaç gün boyunca sanki sen yokmuşsun gibi davranmak zorunda kalıyor.

- bunun için de kendine çok güvenen bir kadın gerekiyor.

kendine güvenen bir de çok anlayışlı olması lazım. peki ben onun karşısında çok anlayışlı biri miyim? hayır, zannetmiyorum ama insanların üzerine yük, sorumluluk bindirmemeye çalışıyorum. dır dır yapmam.

- o kişinin şahsına yaptığın özel bir şey vardır illaki.

dikkatli olmaya çalışıyor insan özenli olduğu anlarda. ama her zaman öyle değil tabii, yani dönemle de değiştiği için insanın karakteri… ben kendimi düşündüğüm zaman olduğumu zannettiğimin tam tersi çelişkilerim de var. işte onların hepsini kabul edecek insan nasıl olacak. o yüzden insan ilişkisi kuramayacak durumdaysam, dönem dönem hiç kimseyi

görmüyorum. üç gün boyunca hiç kimseyi görmeden, ayağımı dışarı çıkarmadan evde oturuyorum.

- peki senin içki mevzun çok konuşuluyor. mutsuzluktan mı içiyorsun, ortama uymak için mi?

yani bir kere ben içki içtiğim zaman çok eğleniyorum. eğer içki içmezsem de gece çıkmak benim için işkence. yani sadece dışarıya çıktığım zamanlarda içerim. yoksa evde hiç içki içmem, ağzıma bira bile koymam. o beni sosyal ve insanlara karşı daha sevecen yapıyor. o aradaki engelleri daha rahat kırıyorum. yoksa üşeniyorum da yani hani, insan ilişkisi de kurmaya üşeniyorum. böyle şeyler vardır; birileri masaya otururlar karşıdakiyle çok güzel, uzunca muhabbet ederler. ben bunu hiç yapamam. bu bana çok uzak.

- hep böyleydi değil mi?

hep böyleydi. benim için yanıma birinin oturması işkencedir.

- (kendi halimi düşünerek) hay allah!

(gülerek) yok ondan bahsetmiyorum. denk gelirsin veya masada biri oturur. yolculuk

yapıyorsundur uçakta yanına birisi gelir, bir şekilde ilişkiyi de kurar ama ben konuşmak istemiyorum.

- sen nazik bir şekilde bunu hissettiriyorsun zaten.

bazen söylerim de. ‘yalnız kalmak istiyorum’ derim. arkadaşlarıma da söylerim, onlar da bilirler. ‘hadi abi ben yalnız kalmak istiyorum’ derim ben. herkesi de gönderirim

- evden gönderirsin?

evet.

- ayıp olmaz mı?

o zaman niye arkadaşız, niye samimiyiz ki?

- sana yapılsa sen anlarsın öyle mi?

ben anlarım. bir de ben bunu samimiyet göstergesi olarak da algılıyorum. ‘abi ya işte ben yalnız kalmak istiyorum’ dediğin zaman anlayacaklardır. ben öyle biri olduğum için başkasını o kadar iyi anlarım ki.

- ben senin mutsuz biri olduğunu düşünüyorum, yanılıyor muyum?

ben her şeyden sıkılan biriyim. benim hayatımı yönlendirecek can sıkıntısıdır. canım her zaman sıkılır benim. yani tat vermiyo bir sürü şey. başkaları için çok keyifli olan şeyler benim için değil. ama büyük şeyler beni mutlu etmezken uyduruktan; güzel bi kitap, esen bir gölgelik falan dünyanın en iyi yerindeymişim hissi verebilir.

- küçük şeyler yani?

küçük şeyler mutlu ediyor beni. yani şimdi benim bi tane sarayım olsa ne yazar. biraz evvel söylediğim gibi gölgelik, hoşça bi kitap, eğer sohbet dönemimdeysem belki birkaç tane

eski arkadaş, ellinci yüzüncü defa birbirimize anlattığımız lise anılarımız falan.

m.c: kaç yaşına kadar yaşamayı planlıyorsun?

t: (gülümseyerek) bilmiyorum ki… çabuk geçse iyi olur, zaten sıkıcı. yani yaşamayım değil de çok sıkıcı olmadan yaşayayım. şimdi de bitebilir, sonra da.

- ciddi misin?

kazancakis’in bir lafı var, sanırım mezarında yazıyor; ‘umudum yok, korkum yok, özgürüm.’ güzel çevrilememiş de olabilir… benim hiçbir beklentim yok, hayatta hiçbir şeyden korkmam. sadece dostlarıma bir şey olacak diye korkarım, sadece odur benim hayattaki korkum.

- özgürsün de.

o özgürlük insanı başka bir varlık problemine sokuyor, hiçbir şeyle bağlantın olmuyor. benim şimdi hayatta hiçbir isteğim yok ki. benim kimseye herhangi bir iddiam da yok. arada bir düşünüyorum da; keşke canım para kazanmak istiyor olsa. para kazanırdım o zaman. keşke canım daha ünlü olmak istiyor olsa. ona uğraşırdım. neyi yapmak istesem yapabilirim; istediğim şeylere karşı yeteneğim var veya yeteneğim olan şeyleri istiyorum.

- bana kalırsa çok alakasız bir şey istesen de onu yapmak için uğraşırsın sen.

t: zaten o kadar abuk subuk şeylerle uğraşıyorum ki… kimseye gösterme derdim olmadan yazılar yazıyorum, bir şeyler çiziyorum, fotoğraflar çekiyorum. kimseyi ilgilendirmeyecek konularda neredeyse ders gibi çalışıyorum. bunlar benim hayatta hiçbir işime yaramayacak ama çocuk gibi bir herifim işte. ama şeyi isterdim; birazcık bir şeye karşı tutkum olsa daha iyi olur. daha doğrusu tutkularım bölük pörçük benim. bir orhan pamuk veya başkalarını gördüğüm zaman onların çok güzel başarıları var. nobel’i hedefliyorsun, 20 - 30 yıl geçiyor ve alıyorsun. insanların öyle hedefleri var. bana şimdi dokuz tane grammy verseler, yarın ben mutlu olmam ki. bu akşam verseler, bütün dünya beni tanısa hiç umrumda değil ki. umrumda olanlar daha keyifli ama. gerçi hem yapamayacak hem de umutlu birisi olsan daha da kötü herhalde.



röportajlar..



temmuz
2008
çocuk gibi bir herifim…
- / marie claire
2007
temmuz
2008